Disleksi hastalığının ne olduğu, nasıl anlaşıldığı ve tedavi yöntemlerine ilişkin yaptığım araştırmayı okuyarak disleksi hastalığını tanıyabilir, önemli bilgileri öğrenebilirsiniz. Hepinize sağlıklı bir yaşam dilerim.

 Disleksi  Nasıl Anlaşılır?
Kişinin zekasının normal ya da normalin üstünde olmasına rağmen, yaşı, zekası ve verilen eğitim düzeyine göre beklenen düzeyde öğrenememesi “Özel Öğrenme Güçlüğü” olarak tanımlanır. Öğrenme güçlüğü okuma, yazma ve matematik alanlarından biri yada birkaçında görülebilir.


DİSLKSİNİN BELİRTİLERİ


  • Okuma ve yazma becerilerini kazanmada güçlük.
  • Yazıları okunaksızdır.
  • Harfleri ve rakamları ters okur ve yazar.
  • Ayna yazısı olabilir. Tamamen ters yazma.
  • Sakar olarak isimlendirilirler.
  • Huzursuzdur, konsantrasyonu zayıftır.
  • Dikkati yetersizdir ve erken yorulur.
  • Kısa süreli bellekleri zayıftır,unutkandırlar.
  • Çarpım tablosunu ezberlemede güçlük yaşarlar.
  • Günleri,ayları sırasıyla öğrenmekte zorluk çekerler.
  • Sağını solunu ve yönleri karıştırırlar.
  • Ayakkabı bağlarını bağlamak gibi ince motor hareketlerinde ve topa vurmak,topu yakalamak gibi kaba motor hareketlerinde güçlük çekerler.
  • Performansları günlere göre değişkenlik gösterir.


Anlaşıldığı üzere disleksi bir hastalık değildir. Disleksililer de toplumların ilgilenip destek vermesi gereken "farklı"lardan. Onları kelime dünyalarında zorlukları olan bireyler olarak görmek gerekiyor. Günlük yaşamda dile ve kelimelere dayalı bir kültür söz konusu. Böyle bir kültür içinde yaşam disleksililere birçok güçlük sunuyor. Adres yazmak ya da tren tarifesi okumak onlar için çok zor oluyor. Günümüzde toplumlardaki bilgi paylaşımı giderek daha dile dayalı hale geldiği için disleksililere destek vermenin önemi de artıyor.


Beyin üzerinde yapılan çalışmalar normal bireylerde sağ beyin yarımküresinin sol beyin yarımküresine göre daha küçük, disleksililerde ise eşit büyüklükte ya da sol beyin yarımküresinin daha küçük olduğunu ortaya koyuyor. Disleksililerin sol beyin yarımküresindeki farklılıkların bu bozukluğun nedeni olduğu düşünülüyor. 1978 ve öncesine kadar bu alanda birbirine çok ters düşen düşünceler vardı. Disleksililere sanat eğitimi vermemek gerektiği, çünkü sağ beyin yarımküresinin daha da gelişeceği ve sol beyin yarım küresinin daha zayıf kalacağı gibi. Bu düşünce de artık terk edildi. Davranış bozukluklarıyla disleksililere özgü dil bozuklukları arasında da özel bir ilişki olmadığı belirlenmiş. Davranış bozukluklarının olma sıklığı normal insanlarda ne kadarsa, disleksililerde de o kadar. Bu çocuklarda yaratıcılığın oldukça yüksek olduğu da belirlenmiş.


DİSLEKSİ TEDAVİSİ NASIL YAPILIR ?


Öğrenme güçlüğünün ilaçla tedavisi mümkün değildir. Eşlik edebilen tanılar düşünüldüğünde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu medikal tedavi gerektirebilecek durumda olabilecekken, eşlik eden tanı değil sadece disleksi bozukluğu söz konusu olduğunda ilaç ile tedavi önerilmemektedir. Öğrenme güçlüğüne yönelik eğitim programlarının uygulanmasında davranışçı ve bilişsel tekniklerden yararlanılır. Öğrenme bozukluğu olan çocuklara bir yandan eğitsel terapi yapılırken, diğer yandan aile içi uyum sorunlarının tedavisinde psikolog katılımıyla terapi tekniklerinden de yararlanılır. Tüm bunlar oldukça geniş bir problem alanı oluşturur. Araştırmalar öğrenme güçlüğüne sahip çocukların çeşitlilik gösterdiğini öne sürer. Bu yüzden birçok uzman, bu çocukların her birinin farklı bir biçimde tedavi edilmesi görüsünü savunur. Dislektik bir çocuk ile eğitime hangi düzeyden başlanacağı ve belirlenen başlangıç düzeyinin ardından yaş özellikleri, sınıf düzeyi, çevresel özellikler, davranış biçimleri ve aile yapısı göz önüne alınarak hangi hedeflerin belirlenip, çocuğun öğrenme biçimine göre hangi eğitsel tekniklerin kullanılacağı çok önemli bir karardır.


Disleksinin tedavisi okulda verilen eğitimden farklıdır. Çocuk normal okul eğitiminin yanı sıra özel bireysel veya grup eğitimlerine alınır. Özgül öğrenme güçlüğünün eğitimle tedavisi, zihinsel özürlülere verilen özel eğitimden farklı bir uygulamadır. Bu alanda uzmanlaşmış kişiler tarafından verilmelidir. Bu uygulamalar içinde çocuğun gelişimini engelleyen psikolojik sürecin ya da süreçlerin belirlenmesi ve düzeltilmesi gerekir. Süreç öğretimi, görsel, işitsel, dokunma ve kinestetik algının geliştirilmesini, bu algılara ait ayrımlastırma, dikkat ve bellek, ardışıklık yeteneklerinin artırılmasını ve motor koordinasyon becerilerinin geliştirilmesini içerir. Fonetik farkındalığın arttırılması, dinleme, konuşma, okuma, yazma (dil) becerilerinin geliştirilmesi, kavram ve düşünme süreçlerinin gelişiminin desteklenmesi de bu süreç eğitimi içinde yer alır. Bu çalışmalar, akademik becerilerin eğitimi ile birlikte verilir. En önemlisi öğrenme bozukluğu tanısı konmuş çocuklara yaşadıkları sorunlar doğrultusunda hazırlanması gereken eğitim programlarıdır. Özel eğitim, her bir dislektik çocuk için ayrı ayrı, çocuğun tanı ve değerlendirmelerinden elde edilen bilgiler kullanılarak bilişsel becerilerinin tam bir profili çıkarıldıktan, eksiklikleri ve kuvvetli yanları tanındıktan sonra, o çocuğa özgü bir programla planlanabilir.


Dislektik olan çocuklarda normal eğitim ortamının yeterli olmadığı deneyimlerle sabitlenmiştir. Okuma sorunu olan bir çocuğa sürekli aynı yazıyı tekrar tekrar okutmakçocuğa sadee başarılı olmadğı alanla ilgili dahada soğuma ve okuma isteksizliğinde artışa sebep olur. Aynı şekilde yazma hataları olan bir çocuğa sürekli aynı metinleri silip yazdırmak çocuğun zaten düşük olan motivasyonunu zedelemktedir. Bu nedenle beyaz kağıt, kurşun kalem, beyaz tahta, okuma kitapları gibi klasik eğitim materyallerinin minumuma indirilmesi ve modern eğitim araçlarının yoğun kullanılması gerekmektedir. Bilgisayar temelli teknolojilere yer verilmesi, renkli ve özgün eğitim materyallerine yer verilmesi çocukların dikkati arttırmaktadır.


Genel olarak akademik alanda yaşıtlarından geri düzeyde olması çocuğun sosyal ortamlarda örselenmesine ve sonucunda özgüven eksikliği ve benlik saygısında azalma genel olarak gözlemlenen bir durumdur. Aslında çocukta sosyal açıdan küçük yaşlarda sıkıntı yokken yaş ilerledikçe yaşıtları ile aradaki farkın açılması ve ne kadar çaba gösterirse göstersin bir türlü başarıyı yakalamamış olması durumun ciddiyetini arttırmaktadır.


Bu nedenle eğitim sürecinde akademik alanlarda yapılan desteğin yanında çocuğun duygusal süreçleri ile ilgili çalışmaların gözardı edilmemesi önemlidir. destek eğitim sürecine başlandığında çocuğun performansı ayrıntılı şekilde değerlendirilip, düzeyine uygun eğitime başlanacağından çocuk eğitimci eşliğinde başarılı olmaya başladığını gördükçe yitirdiği güven duygusunu geri kaznmaya yönelik önemli bir adım atmaktadır. Bu süreçte "drama" etkinlikleri gibi sosyal becerilein çalışıldığı etkinliklere katılımı ile de hedeflenen gelişime hızlıca ulaşılmaktadır.


Eğitim sürecinde esas olan çocuğun en başarılı olması ve notlarının tamamının en yüksek olması değil, mutlu huzurlu ve kendinden emin bir çocukluk geçirmesi, yetişkinlik dönemini mümkün olduğu kadar kaliteli yaşamasının sağlanmasıdır.