Makattan hangi durumlarda kan geliyor, makattan kan gelmesinin sebepleri hakkında önemli bilgileri öğrenmek ve olası bir rahatsızlığın nedenleri hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız bu yazımızı okumanızı öneririm...

Hematokezya; makattan taze, kırmızı renkte kan gelmesi olarak tanımlanmaktadır. Genellikle alt gastrointestinal (mide-bağırsak) sisteminden kaynaklanan kanamalarda görülür. Ancak kanama miktarı fazla ve şiddetli ise; üst gastrointestinal sistem kaynaklı da olabilir.


Yaş: Genellikle ileri yaşlarda görülür.


Cinsiyet: Erkeklerde daha sık görülür.


Risk faktörleri: Makatta çatlak olması (anal fissür), basur (hemoroid), damar genişlemesi (anjiodisplazi), kalın bağırsak polipleri, kalın bağırsak kanserleri, kabızlığa ikincil bağırsak mukozasının cepleşmesi (divertikülozis), inflamatuvar bağırsak hastalığı, kolitler gibi nedenler en önemli risk faktörleridir.


Belirti ve bulgular:


Belirtiler kanamanın kaynağının bulunmasında önemlidir. Karın ağrısı, makattan kan gelmesi ve ishal şikayeti olan hastalarda inflamatuvar bağırsak hastalığı düşünülebilir. Öte yandan yalnızca tuvalet kağıdına bulaşan hafif bir kanamada daha çok makata ait anal fissür ya da hemoroid ön tamda düşünülür.


Yaşlı bir hasta karın ağrısı, ishal ve hematokezya ile geliyorsa iskemik (bağırsağın kanlanmasının bozulmasına bağlı) kolit ayırıcı tamda akılda tutulmalıdır. Çok şiddetli kanamalarda fizik muayenede nabız artıp; kan basıncı düşebilir. Kalın bağırsak kanseri, yeni ortaya çıkan bağırsak alışkanlığında değişiklik ve kilo kaybı ile gelir; fizik muayenede de bazen karındaki kitle ele gelebilir.


Tanı:


Daha ileri tetkik kaldıramayacak kadar klinik tablosu kötü olan hastalar hariç diğer tüm hastalarda kanamanın nereden kaynaklandığı araştırılır. Tuvalet kağıdına bulaşır tarzda hafif kanaması olan olgularda iyi bir makat muayenesi ve anoskopi (makatın daha iyi görünmesini sağlayan ışıklı alet) ile hemoroid ve anal fissür araştırılır. Ancak yaşı 50 nin üzerinde ve/veya ailede kalın bağırsak kanseri öyküsü olan hastalarda yalnızca bu tetkiklerle yetinilmemeli, kalın bağırsağın diğer kısımları da araştırılmalıdır. Çoğu vakada kanama kendiliğinden durur. Bu vakalarda kolonoskopi (ucunda ışıklı bir kamera bulunan, kalın bağırsağın incelenmesini sağlayan ince uzun bükülebilir alet) ilk tercih edilen tetkiktir. Bu yolla kalın bağırsak kökenli tüm hastalıklar tespit edilebilir. Ancak kanamanın çok şiddetli olduğu; kolonoskopi için bağırsak temizliği yapılmasının beklenemeyeceği durumlarda endoskopi yapılıp kanamanın üst gastrointestinal sistemden kaynaklanmadığı kanıtlanmalıdır. Kanama devam ediyorsa ve hastanın nabzı, tansiyonu da normal düzeyde ise teknesyum 99M ile işaretli eritrosit sintigrafisi kanamanın kaynağını lokalize etmekte yararlı olabilir, pozitif ise anjiografi ile kanamanın yeri daha da iyi saptanıp tedavi de (embolizasyon) edilebilir.


Çok şiddetli kanamalı hastalarda sintigrafi yapılamasını beklemeden hızla anjiografi yapılmalıdır. Kanama nedeninin saptanamadığı durumlarda hasta ameliyata alınır.


Tedavi:


Tedavide üç ana amaç vardır. Birinci ve en önemli amaç hastanın vital bulgularının (nabız, tansiyon) normale getirilmesidir. Bu amaç için hastaya gerekirse kan ve/veya serum verilebilir. İkinci amaç kanama odağının saptanması, üçüncü ve son amaç ise bulunan odağın tedavisidir.


Kolitlerin ve inflamatuar bağırsak hastalıklarının kendilerine has tedavi yöntemleri bulunmaktadır.


Kolonoskopi ile kanama odağına kanamayı durdurucu solüsyonlar enjekte edilebilir, ya da ısıtıcı probe ile yakılır. Kanama odağının anjiografi ile saptandığı olgularda anjiografik embolizasyon veya vazopressin infüzyonu ile kanama durdurulabilir. Kanamanın durmadığı hallerde hastanın bağırsağının bir kısmı çıkarılır. Yapılan tüm tetkiklere rağmen % 10-20 vakada kanama odağı saptanamayabilir.


Seyir:


Üst gastrointestinal sistem kanamalarındaki gibi kanamaların yaklaşık %80′i kendi kendine durur. Hematokezyaya bağlı ölüm oranı % 10-20 arasında değişmektedir ve bu yüzde yaş (>60 yaş), 5 ünitenin üzerinde kan nakli ihtiyacı, ameliyat gereksinimi ve yakın zamanda geçirilmiş strese (cerrahi, travma, sepsis) bağlıdır.